Birinci makalede Türkiye’de emeklilerin mevcut durumu ve emekliderneğinin talepleri ortaya konulmuştu. Bu makalede emeklilerin sorunları ayrıntılı bir şekilde incelenecektir.
TÜRKİYE’DE EMEKLİLERİN SORUNLARI 3 BAŞLIK ALTINDA İNCELENEBİLİR:
1. Ekonomik Sorunlar (BAĞ-KUR, SSK ve hatta Emekli Sandığı Emeklileri için temel problem düşük maaştır. Bunan yanında adaletsiz maaş ki en çok BAĞ-KUR ve asgari ücret düzeyinde prim ödeyen SSK’lılar ile ek gösterge alamayan memur emeklilerini üzmektedir. Bunun yanında intibak sorunu, dul ve yetim aylıklarının giderek yetersiz hale gelmesi, EYT sorunları, EYT’yi sürelerle kaçıranların sorunları, yüksek ve yanlış enflasyon ile hızla eriyen alım gücü, refah payı kayıpları, yetersiz ikramiye ve sosyal yardım sorunları bu kapsamda sayılabilir).
2. Sağlık ve Bakım Sorunları (Sağlık harcamaları, katkı payları, hastane erişimi, yetersiz ve pahalı evde-huzurevinde-iyileştirmemerkezinde bakım hizmetleri bu kapsamda değerlendirilebilir).
3.Sosyal ve Psikolojik Sorunlar (Yaşam standardı düşüklüğü, özellikle büyük şehirlerde artan kira-barınma sorunu, yalnızlaşma ve sosyal dışlanma, yararsız ve değersiz hissetme gibi sorunlar emeklilerin psikolojisini daha da bozmaktadır).
Görüldüğü üzere bu sorunların en başında maaşı ile ilgili sorunlar gelmekte, maaş sorununun çözümü diğer sorunların bazılarını ortadan kaldırabilmektedir.
NEDEN EMEKLİ MAAŞLARI GİDEREK AZALIYOR?
Burada yönetim zafiyetine ilişkin sorunlarının yanında etkili 4 faktördaha var. Bunlar:
1.Prim ödeme gün sayıları
2.Aylık Bağlama Oranı (ABO), Güncelleme katsayısı ve Refah Payı yansıtılmasında (TÜİK Enflasyonu faktörü)
3.Satın alma gücünün düşmesi (yanlış hesaplanan yüksek enflasyon + memurlara seyyanen zam)
4. Emeklilik sisteminin sorunları
1. Prim Ödeme Gün Sayıları ve ABO
Prim Gün Sayısı 1999 ABO % 2008 öncesi ABO % 2008 sonrası ABO %
5000 60 4328
7200 695540
9000 766550 (% 90)
2000 öncesi dönem (506 SY): 12 derece ve kademelik gösterge tablosu etkindir. Ancak 20 Haziran 1987’de 10 derece ve kademelik üst gösterge tablosu oluşturulmuştur. Hizmetler için 12000 katsayı esas alınmaktadır.
2000 öncesi 506 SY 61. Maddesine göre emeklilik koşulu 5000 gün ve ABO % 60’tır. Yaş koşulu yoktur. Fazladan çalışılan her 240 gün için ABO 1 puan artmaktadır. 5000 günden eksik her 240 gün için de 1 puan eksiltilmektedir. Yani bu günkü hesapla 5000 değil de 7200 gün prim ödeyenin ABO’nı 70’lere ulaşmakta, hatta 9000 gün ödeyenin ise % 77’lere ulaşabilmektedir.
2008 Öncesi (2000-2008 Eylül arası (4447 SY) dönem: Bir önceki dönem ile güncelleme katsayıları, ABO oranları ve alt sınır aylıkları yönünden sigortalı için ciddi kayıplar ve eşitsizliklerin büyük sorun olduğu dönemdir. Buna göre sigortalının prim ödediği ilk 10 yıl için 3,5 katsayıya, sonraki 15 tam yılın % 2 katsayıyla, eğer varsa 25 yıldan (yani 9000 gün) fazlası çalışmalar ise her yıl 1,5 katsayıyla çarpılmaktadır. Ancak o dönemde prim ve yaş koşulunu tamamlayanlar, çalışılan dönemlere göre farklılaşmakla birlikte,ortalama olarak % 55 ABO ile emekli olmaktadır.
2008 Ekim ayı sonrası (5510 SY) dönemi: Bu yasa döneminde de gerek güncelleme katsayıları gerekse ABO düşmesi nedeniyle sigortalılar adına ciddi kayıplar olmuştur. Dönemde prim ödenen her tam yıla % 2, yani koşul 9000 gün (25 yıl) olduğu için ABO % 50 olmaktadır. Ancak 9000 günden sonraki her tam yıl % 2 arttırılmakta, üst sınır ise % 90 olmaktadır. Bu sistem bir alt sınır getirmemiştir. Bu durumda 2008 sonrası çalışmaya başlayan bir sigortalı 9000 gün (ki 25 tam yıl yapar) prim ödemiş ise % 50 ABO ile örneğin 35 tam yıl prim ödemiş ise % 70, 45 tam yıl (yani 16200 gün) prim ödemiş ise; üst sınır olan % 90 ABO ile emekli olabilecektir. Yani sistem daha çok prim ödeyenin lehine ABO oranında artış getirmektedir.
2. Aylık Bağlama Oranı
ABO, 99 yılında % 60’tan, 2008 öncesi 55’e, 2008 sonrası 50’ye düşürülmüştür. 2008 sonrası üst sınır konulmuş ve bu % 90 olarak saptanmıştır. Güncelleme katsayısı ise TÜİK’in Enflasyon hesabı nedeniyle güvenilirliğini kaybetmiştir. Refah payı yansıtılması ise % 30’a düşürülmüştür. Yeni emekli olanlar (bir önceki yıl yüksek enflasyon nedeniyle katsayıları yüksek olanlardan) daha düşük aylık alabilmektedir.
3. Satın Alma Gücünün Düşmesi
Enflasyon hesabı nedeniyle mevcut çalışanların ve emeklilerin satın alma gücü erimiştir. Zira TÜİK’in enflasyon hesabı piyasadaki fiyat artışları karşısında oldukça düşük kalmaktadır.
Memurlara yapılan ancak emeklilerine yansıtılmayan ikinci seyyanen zamdan sonra çalışan ile emekli memur arasında makas açılmış olup, artma eğilimindedir.
Öte yandan ülkemizde asgari ücretin altında, asgari ücret düzeyinde ve asgari ücretin %5-15 üzerinde bir ücretle çalışan % 60 civarındadır. Bu oldukça büyük bir orandır. Neredeyse çalışanlar asgari ücret düzeyinde kazanca mahkûm durumdadır. Kalan % 39’u asgari ücretin 2-5 katı ücretle çalışmaktadır. Bu da açlık sınırının 100.000 TL civarında olduğu bir ülke koşullarında sadece yaşam maliyetini bile karşılamaktan uzaktır.
Tavandan ücret alan % 1 ise asgari ücretin 7.5 ve daha fazla katı prim ödemekte olup, en iyi durumu yansıtmaktadır.
4. Emeklilik Sisteminin Sorunları:
Emeklilikte maaşa ilişkin sorunların yanında prim ödeme gün sayıları uzatılmıştır. Yaş koşullarında halen kademeli geçiş devam etmektedir. Kısmi emeklilikte erkeklerde 1.1.2038’den itibaren 65 yaş, kadınlarda 1.1.2042’den itibaren 65 yaş, normal emeklilerde kadın ve erkekler 1.1.2048’den itibaren 65 yaş zorunludur. Bu tablo emekli maaşları düzeyinde Türk emeklileri aleyhine ayrışmakla birlikte yaş konusunda birçok AB ülkesiyle uyumludur.
Kaldı ki Mercer CFA Enstitüsü'nün yaptığı, ülkeler arasında emeklilik sistemlerini kıyaslayan Küresel Emeklilik Sistemleri Endeksine göre Türkiye en sonuncu sıralarda yer almaktadır. Ülkelerin emeklilik sistemlerinin dünyadaki sıralamasına göre Hollanda, İzlanda ve Danimarka en yüksek notu alan en iyi ülkeler grubundadır. Bu sıralamaya göre İngiltere, Singapur, İsviçre, Norveç, Fransa, Almanya hatta Meksika bile Türkiye'den iyi sırada yer almaktadır. Türkiye, maalesef en düşük not grubu olan (Güney Afrika, Arjantin, Filipinler ve Hindistan gibi ülkelerden oluşan) kategoride sıralanıyor.
Gelişmiş ülkelerde olmayan istisnalar, ayrıcalıklar Türk emeklilik sistemini zorlamaktadır. Örneğin; Türk emeklilik sistemi milletvekillerine, dışarıdan bakan atananlara, bakan yardımcılarına kısa sürede ve yüksek emekli maaşı ile emekli olma ayrıcalığı sunmaktadır. Bu ayrıcalık, en çok hizmete ve üst düzey prim ödeme gününe sahip bir sigortalının veya kamuda en çok hizmete sahip ve en üst düzeyden maaş alan bir üst bürokratın alacağı emekli maaşının birkaç katından da fazla maaşlara ulaşmaktadır. Örneğin; emekli aylığı 20.000 TL’ye tamamlanmadan önce 17.950 TL alan bir emekli milletvekili seçilmiş ise 2 yıl sonra yeniden emeklilik talep ettiğinde 180.000 TL civarında yani daha önceki emekliliğinin 10 katından fazla bir emekli maaşına ulaşabilmektedir.
İki yıllık hizmetle (istisnai durumlarda 3 aylık görev süresi ile) sağlanan bu ayrıcalık hukuki olmadığı gibi vicdani de değildir. Ayrıca külfet-nimet dengesini de alt üst etmektedir.
2026 Ocak döneminde olduğu gibi, SSK (4A) ve BAĞ-KUR (4B) emeklileri için artış oranı ve 6 aylık TÜFE üzerinden, memur emeklilerine (4C) ise toplu sözleşme + enflasyon farkı kombinasyonu üzerinden zam yapılmaktadır. Emeklinin tabi olduğu statüye göre uygulanan bu işlem de eşitsizlik yaratmaktadır.
Tabi bunların dışında asıl sorun SGK fonlarının kötü yönetilmesidir.
Eğer fonlar iyi yönetilse, bırakın enflasyon ötesi getiriyi, yasal enflasyon oranı kadar bile getiri sağlasa, SGK emeklilerine bu gün sağladığı olanakların 3 katını verebilir.
Kaldı ki Türkiye'de SGK'lılar, emekli sandığı devlet katkısı, sigortalı işveren katkısı ve BAĞ-KUR üyelerini ödediği üye aidatı (prim) dikkate aldığımızda % 35'lere yakın aidat tahsilatı yapılmaktadır.
Bu oran gelişmiş ülkelerdeki kesintilerin de çok üzerindedir. Bu kadar yüksek aidat kesintisi ile SGK emeklilerinin dünya sıralamasında A grubunun da birinci sırasında olması gerekirdi. Oysa gerçek tam tersidir.
Bunun nedeni hepimizin bildiği gibi SGK'ya siyasetin müdahale etmesi, prim tahsilatında görevi kötüye kullanmalar ve SGK fonlarının “kamusal açıkları kapatmak için kullanılması” demeyelim de kötü yönetilmesidir :) diyelim.
Uzaklarda ve Avrupa ülkelerinde de aramaya da gerek yok. Ülkemizde % 10 prim kesintisi ile üyelerine yasal maaşları civarında ikinci maaş veren bir OYAK örneğimiz var.
Esas sorun ise, OYAK'ın % 10 ile verdiğini % 35'lere varan prim tahsilatı ile veremeyen SGK yönetimidir. Bunun da müsebbibi ülkenin kötü yönetilmesidir.
Yorumlar
Kalan Karakter: