İyi yönetilemeyen, yüz yüze kaldıkları sorunları çözemeyen örgütler er geç çözülmeye ve yıkılmaya mahkumdur. Bu kural en küçük örgüt olan aileden, devletlere hatta devletler üstü organizasyonlara kadar değişmez kuraldır. İyi yönetim için liderin ve yönetim ekibinin bilgili, birikimli, yetenekli ve uygulama becerisi sahibi, kısaca liyakatli olması gerekir.
Peki, Türkiye iyi yönetiliyor mu? Türkiye’yi yönetenler her alanda Türkiye’yi çağdaş uygarlıklar seviyesinin üzerine taşıyabiliyor mu? Yoksa uzun vadeli stratejik hedeflerimizden giderek uzaklaşıyor, var olan potansiyelimiz ve kaynaklarımız heba ediliyor, ekonomide olduğu gibi her alanda gerilere mi düşüyoruz. Bunları yurttaşlarımız zaten yaşayarak görüyor. Ve bütün bu olumsuzlukların yanında çok ciddi bir ulusal güvenlik sorunu ile de karşı karşıya bırakılmış durumdayız. İşte bu noktada genelin dışında ülkenin stratejik sorunlarını iyi analiz eden, doğru öngören sadece eleştiren değil, akılcı ve somut öneriler de getiren farklı bir lider profili var: Zafer Partisi Lideri Prof. Dr. Ümit ÖZDAĞ.
Prof. ÖZDAĞ her şeyden önce dürüst, bilgili, akıl ve bilim temelli siyaset yapan, ülkenin geleceğini tehdit eden sorunları zamanında teşhis edip, parti menfaati değil ülke menfaati gözeterek, yöneticileri zamanında uyaran bir siyasetçi. Bu anlamda Zafer Partisi Konya İl Başkanlığının 10 Mart 2026 tarihinde düzenlediği iftarda ÖZDAĞ’ın yaptığı konuşmadan derlenen aşağıdaki satırlar gerçek bir durum tespiti ve ülkeyi yönetenlere yol haritası niteliğinde.
“Anayasada Türk Vatandaşlığı ile oynayan, Türk vatanı ile de oynuyor demektir. Türk milleti bunu kabul etmez, buna razı gelmez, vatandaşlığı ile ve vatanı ile oynatmaz.
Soğuk savaşın sona ermesi 1990’dır. Üzerinden 36 yıl geçti.
Bu süreçte 1991-2008 arasında Irak iki kez Amerikan saldırısına uğradı. Saldırılar sonunda Irak bölündü. Kuzeyinde bir Barzani Talabani bölgesi kuruldu.
2011’den 2025’e kadar bu sefer Suriye’yi iç savaşa sürüklediler.
2025’de Beşer Esad devrildi ve şimdi Suriye’de de Irak’ta olduğu gibi PKK-YPG’nin kontrolünde bir bölge kuruldu. Ve şimdi sıra İran’a geldi.
Nasıl Irak iç savaş ve işgal ile bölündü ise, nasıl Suriye bir iş çatışma ve iç savaşla bölündü ise, şimdi de Amerikan İsrail bombardımanı ve bu bombardımandan sonra da İran’ın bir iç savaşa sürüklenmesi hedefleniyor.
Kafalardaki hayal şu; bu üç devlet bölündükten sonra sıra Türkiye’ye gelecek ve Türkiye’nin 22 ilini kapsayan bölge, bu üç bölge ile birleştirilerek bir Büyük Kürdistan oluşturulacak.
İsrail bir hayal görüyor. Bu hayal Nil nehrinden Dicle ve Fırat’a kadar uzanan alanın Vaat Edilmiş Topraklar olduğu hayali. Bu topraklar Yahudilere vaat edilmiş, onun için bu bölgeyi İsrail işgal etmeliymiş.
Şimdi bu mümkün mü? İsrail daha önce1967’de Mısır’la savaştı ve Sina’yı işgal etti ama 1973’te Mısır Sina’yı geri aldı. Sina yarımadasını kontrol edemeyen, geri vermek zorunda kalan bir İsrail, bu büyük coğrafyayı bu nüfusla kontrol edebilir mi? Tabi ki edemez. İşte onun için İsrail’in güdümünde bir ikinci Müslüman İsrail yani Kürdistan kurulmaya çalışılıyor. Bakın DEM’in grup başkan vekili bir konuşmasında şöyle söyledi: Sezai Temelli: Buralar vaat edilmiş topraklar, bunlar geldiler buraları mahvettiler. İsrail ile DEM arasındaki işbirliğini ve PKK ile İsrail arasındaki işbirliğini bu açıklamadan daha net hangi açıklama ortaya koyabilir?
Ve bu İran’a yönelik saldırı gerçekleşirken dünyada Müslümanlar toplam nüfusun dörtte birini oluşturuyor, 57 Müslüman ülke var. Bunların bir de ortak teşkilatı var. İslam İşbirliği Teşkilatı.
Ne bu 57 ülkeden İran’a yönelik saldırıya bir karşı çıkış geldi, ne de İslam İşbirliği Teşkilatından bir karşı çıkış geldi. Kimden karşı çıkış geldi? Katolik İspanya’dan. Bu 57 ülke bir İspanya kadar saldırıya karşı çıkamadılar.
Peki, biz bu olanda ne ders almalıyız?
Biz Irak’ta, Suriye’de ve şimdi İran’da olanlardan ders alıp önümüzdeki yıllarda daha şimdiden Türkiye’yi ikinci İran eden Netenyahu zihniyetine karşı ülkemizin Milli Güvenliğini sağlayacak adımları hızla atmalıyız. Devletler En Kötü Durum Senaryosuna göre yönetilir. Pollyannacılık oynayarak, iyimserlikle devleti yönetemezsiniz. En Kötü Durum Senaryosuna hazır olacaksınız ve ona göre kararlarınızı alacaksınız.
Bu anlamda acil olarak yapmamız gerekenler:
Parlamenter demokrasiye hızla dönmek. Diyeceksiniz ki ne ilgisi var. Arkadaşlar ABD’nin son 32 yılda saldırdığı ülkeleri biliyorsunuz. Bunlardan hiçbiri parlamenter demokrasi ile yönetilmiyordu. Hepsi başkanlık sistemi ile yönetiliyordu. Parlamenter demokrasi Türkiye için aynı zamanda bir Milli Güvenlik Rejimidir.
Düşman Ceza Hukuku uygulamalarını derhal sona erdireceksiniz ve Milli Birliği sağlayacaksınız.
PKK ile yapmış olduğunuz Türkiye’yi etnik ve mezhepsel fay hatlarına bölecek herhangi bir hukuki düzenlemeden kaçınacak, terörle müzakere değil, mücadele edeceksiniz.
TSK’nın emir komuta sistemini hızla kuracaksınız ve Kuvvet Komutanlıklarını Genel Kurmay Başkanlığına bağlayacaksınız.
Askeri Sağlık Sistemini tekrar kuracaksınız. GATA’yı tekrar açacaksınız. Askeri Hastaneleri tekrar açacaksınız.
İsrail’in nasıl yabancıları kullandığını, nasıl yabancıları MOSSAD’ın devşirdiğini ve kendi ajanı yaptığını İran’da gördük. İçimizdeki büyük yabancı nüfusu vatanlarına geri yollayacaksınız.
İsrail ile bilişim ve yazılım anlamında bütün ortaklıkları sona erdireceksiniz.
Türkiye hızla 1000 km menzilli, 2000 km menzilli Balistik ve Süpersonik füze yapma kabiliyetine ulaşacak.
Yüksek İrtifa Hava Savunma Sistemlerimizi hızla kurmak zorundayız. Bakın şimdi Türkiye üzerinden uçan füzeleri düşürüyorlar, kim düşürüyor? Biz mi düşürüyoruz? Hayır, NATO düşürüyor. Peki, NATO düşürmese bu füzeleri kim vuracak? Hiç kendinize soruyor musunuz? NATO vurmasa bu füzeleri biz vurmuyoruz. İşte bu yeteneğe hız la sahip olmalıyız.
Önümüzdeki süreçte hızla gerçekleştirmemiz gereken şeylerden bir tanesi Tank Birliklerimizi modernize etmektir. Bu konuda Yunanistan’ın ve İsrail’in ne yazık ki gerisine düştük. Altay Tanklarını çok hızlı üretime geçirmek zorundayız.
Keza 5. Nesil Savaş Uçağı Projesi motor sorunu çözülerek, hızla tedarik edilmelidir. Bunu biz mi üretiriz, bir başka ülke ile ortak mı üretiriz, ama bunu yapmak zorundayız!
Doğu Akdeniz’de menfaatlerimize saldıracaklar. Menfaatlerimizi savunma konusunda donanmamızın var olan gücünü daha da etkin hale getirmeliyiz.
KKTC’de İHA ve SİHA’larımızın sürekli konuşlanacağı ve Doğu Akdeniz’i sürekli kontrol altında tutacağı üsler kurmalı, aynı zamanda KKTC’ye hava savunma sistemleri ve füze sistemleri yerleştirmeliyiz.
Kartelleşme eğilimi içine girerek hızla gelişen Organize Suç Örgütlerini Uyuşturucu ve Sanal Kumar Çetelerini yok etmeliyiz. Çünkü bu çeteler emin olun işgal ordularının keşif gücü olarak çalışıyorlar ve Türkiye’ye ihanet ediyorlar.
Azerbaycan ve Pakistan ile politik ve Askeri işbirliğimizi hızla güçlendirmeliyiz.
Hiç şüphesiz köyleri canlandırmak, çiftçiyi desteklemek ve Türkiye’nin tekrar kendi kendine yeterli ülke haline gelmesini sağlamak zorundayız.”
Akıl, bilim ve yaşanan gerçekler bunları söylüyor ve en kısa zamanda yapılmasını zorunlu kılıyor.
Yorumlar
Kalan Karakter: