Ağlayalım mı gülelim mi?

Cengiz BAYSU

Cengiz BAYSU

E-Posta : cengizbaysu1955@yahoo.com.tr

    Eğitim aileden başlar, semt terbiyesiyle şekillenir, okullarda gelişir. Her yıl yeni yazarların adıyla çıkan kitaplar eğitim sistemimizde yerini alır, yetiştirme için en uygun arayışlar devam eder, gider. Kışlalarda daha farklı konularda yükleme yapılır. Sosyal hayatın içinde tiyatrolar, iş çevreleri, dinî anlatımlar, ekranlara çıkan doktorlarımızın sağlık konusundaki açıklamaları eğitimin kesintisiz devamını sağlayan katkılardır. 
    Çocuklarımızın yetişmesi için MEB’lığınca gayret sarf edilmesi, TSK içinde aile ve evlilik konusunda dersler verilmesi, şirketlerde çalışan kişilerin kurum kültürü içine çekilmesi eğitim için verilen destek ve katkılardır. Üniversiteli gençlerin vapurlarda sosyal içerikli küçük piyesler oynayarak halka mesajlar vermek istemeleri de yeni görmeye başladığımız bir yöntemdir. Ancak tüm bunlara rağmen eğitim seviyemiz yeterli düzeye ulaşamıyor. Asırlar öncesinde bin hatta iki bin kişilik amfiteatrlar yapılmış insanları eğitmek için. Günümüzde bu kadar çok kişiyi eğitecek tiyatromuz da yok.
    Olaylar karşısında kendisini kontrol edemeyen ve koşuma girmiş hayvan gibi addeden bir maganda kitlesi var. Yaptıkları yasadışı işlerle övünen veya toplumun değerleriyle zıt düşen bu tiplere her yerde, her sektörde hatta her tahsil seviyesinde rastlamak mümkündür. 
    Hafta sonunda şahsen şahit olduğum şu olaylara bakın! Duyarlı insanların magandalara yaptıkları uyarılar birer cümlelik. İkinci cümleyi sarf etmek ne cüret? Harp çıkar. Bu yüzden değil midir, sokakta birbirini kovalama, yaralama ve öldürme olayları? 
İşte örnekler:
* Sahil yolunda çamların altında ailece piknik yapıyorlardı. Aldıkları eti mangalda pişirirlerken dumanlar, henüz gelişmekte olan çamların yeşil yapraklarını yalıyor, ağacın nefes almasını zorlaştırıyordu. Piknikçilerden birisi etkisi olabileceğini düşünerek kişiyi uyarmak istedi;
    -- Duman ağacı kurutur ama?
    Dumandan gözü dönmüş, midesine indireceği üç gram ete aklı kilitlenmiş tütsücü, senin üstüne vazife mi dercesine;
    -- Önemli değil, kuruyan yaprak ve dalları kırarız…
* Hafta sonunda Kadıköy’de yürürken şahit olduğum olay ise bir başka garip cinsten. İki genç kabak çekirdeği almış, yiye yiye gidiyorlardı. Birisi her çıtlatmadan sonra kabuklarını yere atıyordu. Diğeri uyardı.
    -- Yere atma lan!
    -- Ne yapacaktım ki?
    -- Elinde biriktir, hepsini bir seferde at!
* Aracının müzik sistemini bağırttırarak caminin yanından geçen apaçi kılıklı hergeleye namazdan çıkan cemaatten biri söylendi;
    -- Evlâdım, insanlar ibadetten çıkıyor, onlara biraz saygılı olsana!
    -- Dayıcım, ben onların namazınıza karışıyor muyum? 
* Sokakta park ettiği arabasını deterjanlı suyla yıkayan kişiye havaların ısınmaya başladığını, kedi, köpek ve kuşların daha fazla suya ihtiyaçları olacağını söyledim. Deterjanlı suyun birikinti oluşturduğunu, içmek için gelen hayvanlarda kansere yol açabileceğini anlatmaya çalıştım.
    -- Bir şey olmaz abi, onlar alışıktır…
* Bostancı-Maltepe sahil yolunda henüz kontrol altına alınmamış ve denize kirli su ve atık karıştıran derenin kenarında bir genç balık tutuyordu. Avladığı balıkların sağlık açısından yemeye pek uygun olmadığını söyledim.
    -- Ben yemiyorum ki, satıyorum… İşte size haftanın hâsılatı…
Aile, çevre, kurumlar ve iş kolları yetmiyor bizleri eğitmeye. 
    Şikâyet etmeye kalktığınızda ilgili memurun isteksiz tavrını sezebiliyorsunuz. Bizde pek makbuldür, halk suçluyu, amir memuru korur. Herkes birbirine acıyarak yaklaşır. Onun çocuğu hasta, dokunma; bu mesleğinde eskidir, ilişme; bu da şunun adamıdır, bulaşma! Şu hale bakın, Türkiye darülacezeye dönmüş…
    Ha, bir de şikâyet için yazılı müracaat istenir. Devletin bir birimine yaptığınız başvuru karşısında “orası bizim bölge değil, bilmem nereye gidecek ve dilekçenizi oraya vereceksiniz” cevabını alırsınız. Daha o anda mideniz bulanır. İşin peşine düşerseniz karşınıza medeniyet kaçkını herifi (!) getirirler. Oysa halen asrın davalarının görüldüğü mahkemelerde bile gizli tanıklarla yargılananlar hiç de karşı karşıya getirilmezler.    
    Elektronik ortama tam olarak yerleşemedik ve alışamadık. Ne olur sanki kimlik bilgileri oracıkta hemen tespit edilip diğer makamın mail adresine iki satır yazıyla geçilse… Zamandan, kâğıttan, eziyetten uzak olmaz mı? Bu kez de kalın kafalılığın galip gelmesini eğitimsizliğe örnek olarak gösterebiliyoruz. Sığınma noktası, emir kulu olmak veya mevzuata takılmaktır…
    Günün her saatinde sıkça görülebilecek bu ve benzeri olaylar karşısında sinirlenmemek elde değil. Hedefim, bant sıyırmadan veya uzviyeti mekanik tecavüze (!) uğratmadan öbür tarafa gitmek.  İtiraf ediyorum, beni de yanlış yetiştirmişler…    
 
 
 
 


İzlenme: 780
htmlPaginator

YORUM EKLE

Yorum Başlığı

Yorum

Misafir olarak yorum yapıyorsunuz. Üye Girişi yapın veya Kayıt olun.

YORUMLAR

  • Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk yorum yapan siz olun.

YAZARA AİT DİĞER YAZILAR

YAZARLAR

KOCAELİ - HAVA DURUMU

KOCAELI

ÇOK OKUNANLAR

FOTO GALERİ

VİDEO GALERİ