Geleceğimiz için…

Cengiz BAYSU

Cengiz BAYSU

E-Posta : cengizbaysu1955@yahoo.com.tr

    Türkiye siyaseti gergin bir dönemden geçiyor. Kanayan yaralı bölge Güneydoğu, her gün yeni olaylara sahne oluyor. Mahkemelerde asrın davaları görülüyor, PKK’nın vahşeti devam ederken öğrenci olayları artıyor. Yarının yönetici, bilim adamı ve politikacı üniversitelileri dövülüyor.
    Bütün bunlar insan odaklı siyasetten ne anladığımızı gayet açık şekilde ortaya koyuyor. Kişiler birbirlerini ya şerefsizlikle itham ediyor ya da hakaret dolu sözlerle tahkir ediyorlar. Başlangıçta tamamen iyi niyetlerle başlatılan ve son şekliyle kardeşlik projesi adını alan açılım olayı, (s)açılıma dönüşmüş durumdadır. 
    Bazı politikacılar ise bunu daha başka türlü anlayıp proje ürettiğini zannederek önce özerklikten söz ediyor, sonra da çark ediyorlar. Hâlâ Türkiye partisi olduğunu kavrayamayan BDP’nin yöneticileri, teröristlerle buluşup kucaklaşmaktan, polise tokat atmaktan tutun da açlık grevlerine kadar insanları sokağa dökecek her türlü tahriki yaratmaya devam ediyor. Nihayet bu baskı hareketleri sonucunda açlık grevleriyle bazı köşe başlarını da tutabildiler.
     Said-i Nursi’nin torunları vaktiyle Diyarbakır’dan nasıl seslerini yükselttilerse Seyit Rıza’nın torunları da Dersim konusu gündeme geldikçe seslerini yükselteceklerdir. Dersim’in yoksul insanını susturmak isteyen Osmanlı, bu bölgede baskı ve şiddet uygulamıştır. Bu politika 20’nci yy’ın ilk yarısı boyunca devam etmiştir. 
    Bugünün siyasetçiler bol vaat içeren nutuklarla rakip gördükleri partileri karalıyor, işsizlik ve yoksulluğu da bu kazanın içine atarak kaynatmaya çalışıyor. Hatta çalıştaylar ve toplantılar tertipleyerek birtakım çalışmalar da yapıyor ama sonuçlarını alamıyor.  
    Ülkemizin bir bölümünde kan akarken şehitlerimizi toprağa vermeye devam ediyoruz. Fidan gibi oğullarını kaybetmiş ailelerin yanında bizler sadece o gün olabiliyoruz. Cenaze törenlerine başsağlığı dilemek ve onlarla hemhal olmak için giden devlet büyüklerimiz ise bir tarafın gönlünü alayım derken teröristleri kastederek  “…Bunlar Yunan düşmanı gibi Rus gibi gelmiyorlar ki…” demek suretiyle boş bulunabiliyor ve istemeden de olsa komşularımızın kırılmalarına neden olabiliyorlar.  Ve yeni haftaya yine Hakkâri’den beş şehit haberiyle başlamış oluyoruz… 
    Bu ülke ne çektiyse anlaşılması zor kavramlardan ve her partiden çok sayıda kişinin zamansız açıklama yapmasından çekmiştir. Mevcut saz grupları ve ağlama ekiplerinin yanında parti kadrolarında yapılan küçük bir değişiklikle “Düzeltme Ana Bilim Dalı Başkanlığı” da ihdas olunmuştur.
    Bölüm başkanı konumundaki zâta her zaman şükran borçluyuz. Partisindeki falanca kişinin destursuz veya kontrolsüz söylediği abuk sözleri “Aslında şunu demek istemişti…. Böyle anlaşılması gerekir… Kastedilenin şu olduğuna inanıyorum…” şeklinde açıklamalar yaparak nice zahmetlere katlanıyor ve irad edilen nutku anlamamıza yardımcı oluyor (!). 
    Her ne kadar bizim için cümle kurmakta maharetlerini zorluyorlarsa da benim önerim, çok söz sarf etmeden sonuca odaklı çalışma yapmaları yönündedir.  Hem açıklama yapmakla çeneleri yorulmamış hem de ülkemiz zaman kaybetmemiş olur...
    Terörü bugün bitirmek, doku veya organlarda kanserin ilerlemesini durdurmak gibi bir şey. Belirsiz süre sonra metastas yapması mümkün olabiliyor. 70 yıl önceki Dersim mazlumlarının ağıtlarına, bugün Güneydoğu Anadolu dağlarında çığlıklarla cesetleri toplanan Kürt gençlerinin 20-30 yıl sonraki hesapları da karışacaktır. 
    Gayretimizi sadece terörün bitirilmesi için sarf ve teksif ediyoruz. Devletin, kardeşliği pekiştirici ileriye dönük bir çalışmasının olduğunu da düşünmek istiyorum. Belki bizler göremeyeceğiz ama çocuklarımızın daha geniş boyutlu ve daha müzmin haldeki sorunlarla karşılaşacakları ihtimal dahilindedir. Onlar da herhalde bugünleri tartışacaklar, çoğumuzun kulaklarını çınlatacaklardır.
    Bu nedenle “kuruluş dönemi”nin ilk uygulamalarını tenkit etmek yerine arşivlerin bir an önce açılarak eğrinin doğrunun ortaya konulmasının, itibarların iade edilmesinin, tazminatların bir an önce ödenmesinin daha gerçekçi olduğunu düşünüyorum. Yoksa ayaküstü verilen demeçlerin ve her uzatılan mikrofona üflenen içi boş sözlerin halkın bilgilenmesinde kirlilik yarattığı, bazı fanatik grup ve çevreleri eyleme geçirebileceği her zaman mümkün görünüyor…  
 


İzlenme: 881
htmlPaginator

YORUM EKLE

Yorum Başlığı

Yorum

Misafir olarak yorum yapıyorsunuz. Üye Girişi yapın veya Kayıt olun.

YORUMLAR

  • Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk yorum yapan siz olun.

YAZARA AİT DİĞER YAZILAR

YAZARLAR

KOCAELİ - HAVA DURUMU

KOCAELI

ÇOK OKUNANLAR

FOTO GALERİ

VİDEO GALERİ