Reklam
Reklam
Reklam
Reklam
Reklam
Reklam
Reklam
CENGİZ BAYSU

CENGİZ BAYSU


10 Kasım ve Atatürk-1

10 Kasım 2022 - 20:39

Babasını kaybetmiş, küçük yaşta asker olmakla annesine doyamamıştı. Okul yıllarında ülke sorunlarını kendi dertlerinin önünde görmüş, Libya çöllerinde sağlığını, Gelibolu Yarımadası-Conkbayırı muharebeleri ve Sakarya’da canını hiçe sayarak vatan mücadelesini sürdürmüştü.

Cumhuriyet’i kuracağını söylediği zaman en yakın arkadaşlarının bir kısmıyla yol ayırımına gelmiş olsa da o noktaya gelinmesinde hepsinin katkı ve destekleri olduğunu bilerek vefalı davranmıştı.

Devrimler başlı başına bir olgudur. Türk insanını çağdaş uygarlığın üzerine çıkarmayı amaçlayan Atatürk, çağdaşları tarafından da kıskanılmıştır. Köylüyle, çiftçiyle bir arada bulunmaktan her zaman mutluluk duymuş, onların anlattıklarından devletin zayıf kaldığı tarafları ortaya çıkarmıştır.

Kadın hakları konusunda hiçbir dünya liderinin yapamadığını gerçekleştirmiş ve kadınların gerek toplumsal hayatın içine girmesini gerekse çalışma ortamında görev almasını sağlamıştır.

Siyasi vasiyeti
    
Atatürk’ün Onuncu Yıl Konuşması, siyasi vasiyet niteliğindedir. El yazısıyla yazdığı belgeyi şu cümlelerle tamamlamıştır.

“Bugün aynı iman ve kat’iyetle söylüyorum ki, milli ülküyü tam bir bütünlükle yürütmekte olan Türk milleti az zamanda bütün medeni âleme büyük millet olduğunu bir kere daha tanıtacaktır.
Ne Mutlu Türk’üm diyene!”  Sonra bilinmez nasıl bir duygu ile bu son satırı çizmiş, iki sahife daha ilave etmiştir.

“Asla şüphem yoktur ki, Türklüğün unutulmuş büyük medeni vasfı ve kabiliyeti bundan sonraki inkişafı ile âtinin yüksek medeniyet ufkundan yeni bir güneş gibi doğacaktır.
Bu söylediklerim hakikat olduğu gün senden ve bütün medeni beşeriyetten dileğim şudur:
Beni hatırlayınız!
Türk milleti, Ebediyete akıp giden her on senede, bu büyük millet bayramını daha büyük şerefler, saadetler, huzur ve refah içinde kutlamanı gönülden dilerim.
Ne mutlu Türk’üm diyene!   

“Bu söylediklerim hakikat olduğu gün senden ve bütün medeni beşeriyetten dileğim şudur: Beni hatırlayınız!” sözcüklerini eliyle çizmiştir. Bu satırları çizmenin iki safhası vardır:
Hazırladığı konuşmayı eski genel sekreteri maarif vekili ve Afgan Kralı Emanullah Han’a Türkiye’de gördüğü değişiklikleri ülkesinde tatbik ederken şartları tetkik ve fikir vermek için gönderecek kadar düşüncelerine değer verdiği rahmetli Hikmet Bayur’dan okumasını istemiştir.

Bayur, gösterdiği hedefler gerçekleştiğinde kendisinin hatırlanması şartını, eninde sonunda mukadder veda’ı hatırlattığını, milletini bu emsalsiz bayramda onu kendisine kazandırmış evladının ayrılışı hüznü ile değerlendirmemesini istemiştir.
Ata, bu düşünceyi dinleyince tereddüt etmiş, sonra gülümseyerek kendisine;
“İleride bu tavsiyeden nadim olmamanı temenni ederim” demiş ve satırın üzerini çizmiştir. (Cemal Kutay, Atatürk Olmasaydı, Kazancı Matbaacılık, 1993, s: 123-127)

Ömrünün son anları

1938 yılının 10 Kasım günü havada bulut yoktu; ama her yer ıslaktı. Genç kızlar, yaşlılar, öğrenciler, hatta çocuklar ağlıyordu. Dünya böyle bir duygusal an yaşamış mıydı bilinmez, ama Türk ulusu bu acıyı yüreklerinde hissetmişti.

Dünya liderlerinden telgraflar yağıyordu Ankara’ya… Defin gününü öğrenmek, bu büyük insanın önünde son kez saygıyla eğilmek istiyorlardı. Atatürk’ün niteliklerini kısa tümcelerle dile getiriyorlar, yazarlar hakkında kitaplar yazıyorlardı.

Analar babalar dilleri yettiğince çocuklarına Atatürk sevgisi aşılıyorlardı. Okullarda gözyaşlarıyla okunan şiirler adeta destanlaşıyor, öğretmenler Cumhuriyet’in kuruluşunun hiç de kolay olmadığını anlatıyorlardı kitlelere… Sanki acıları içlerine gömerek onu idealleriyle yaşatmaya çalışıyorlardı.

Sonuçta, bir fânidir ve dünyaya gözlerini yummuştur. Cumhuriyet ile getirdiği ilkeler yaşayacaktır artık bizlerle. Bundan geriye dönüş olmayacaktır. Söz veriyoruz, bu prensiplerin takipçisi olacağız.

Müsterih ol Büyük Atatürk! Bu topraklarda ilkelerinle varız, var olmaya devam edeceğiz…


 

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum