İlim Eğitim kurumları

Kara pantolon..

Erol POLAT

Erol POLAT

E-Posta : erol_darica@hotmail.com

Alişan Kapaklıkaya…

1962 doğumlu eğitimci yazar…

Bir çoğunuz, özel bir Tv kanalındaki bu söyleşisini belki de göz yaşlarına boğularak  izlemiştir.

 

O söyleşide, ‘’Siyah pantolon’’ hikayesini ve buna bağlı olarak sevgiyi anlatıyor, Kapaklıkaya…

Aslında ‘’Hikaye’’ demek dahi yanlış, çünkü, ‘’Siyah Pantolon’’ Eğitimci ve yazar Alişan Kapaklıkaya’nın hayatının en önemli temel taşlarından olan çocukluğundan gerçek bir kesit…

 

Kapaklıkaya, ‘’ Sevginizi sevdiklerinize gösterin..’’ diyor..

Her daim ihtiyaç duyduğumuz O ‘’Sevgi’’nin işte, Alişan Kapaklıkaya tarafından gerçek ama farklı bir anlatımı;

 

Bizim çocukluğumuzda ‘’Var’’, yoktu. ‘’Yok’’, vardı… Zaten kıtlık döneminde büyümüş anamız babamız, biz de onların kıtlıklarını yaşadıkları döneme denk geldik. 

Ne istersek yok, ne istersek yok !..

‘’Pantolon al’’ diyorum mesela… 

‘’Yok…’’

‘’Oyuncak al’’ diyorum, ‘’Kendin yap !’’ diyorlar… 

Ben çamurdan yaptım hep oyuncaklarımı… 

Babamın ceket cebinin astarını kesip içine yün doldurup ağzını da dikerek top yaptım… Bununla oynadım ben. Kızkardeşim kendi bebeklerini kendi dikti. Bu yüzden, bir şeyin kıymetini bilmek bizim neslimizde de var.

 

Bir gün babam dedi ki; ‘’ Size pantolon getireyim mi?

Biz üç kardeş köyün dışına çıktık, ellerimizi çenemizin altına dayadık, hayal kuruyoruz. ‘’ Muhtarın oğlunun giydiği pantolondan biz de giyeceğiz’’ diye… 

Ben ilkokul 3’e gidiyorum, kardeşim de 1’e gidiyor, bir kardeşim daha var Rafet, 6 yaşında…

Babaannemin şalvarını annem bozuyor, çiçekli don yapıyor bize, fistan falan, onlardan bize yapıp giydiriyor, onlarla okula gidiyoruz…

 

Babamın alacağı pantolon üzerine, o kadar çok hayal kuruyoruz ki,

Kardeşim şöyle dedi, ’’ Pantolonun ne renk olur ?’’

Köyde elektrik yok , televizyon yok , dünyayı tanımıyoruz her şey siyah. Bu nedenle ‘’Siyah olur’’ dedim… Kardeşim ise, ‘’keşke benimkisi mavi olsa’’ dedi. Neden dedim, ‘’Siz, çiçekli çiçekli donlarla okula gidiyorsunuz ya, ben mavi pantolonla gidip hava atacağım’’ dedi.

 

Kardeşim durdu durdu dedi ki, ‘’ Babam şehirli ayakkabısı da alır mı?

Gençler bilmez eskiden cızlavat ayakkabılar vardı, karalastik ayakkabılar, ondan alırdı babam, ya da naylon ayakkabı…

Neyse minibüs göründü uzaktan. 

Bir toz kalkıyor, yani bizim ümidimiz, beklentimiz, o pantolon gelecek diye…

Neyse eve geldik paketler açıldı, bana kara bir pantolon, kara bir önlük, beyaz yakalık, bir de siyah lastik ayakkabı. 

Kardeşime de aynısı alınmıştı..

Ama o hevesle bekleyen ve bize hava atacak olan 6 yaşındaki kardeşim Rafet, paketleri karıştırdı açtı, baktı yok. Babama döndü umutla baktı ve ‘’Hani bana ?’’ dedi…

Babam dedi ki,’’ Oğlum, bir dahaki gidişte alacağım sana…’’ 

Rafet,’’Ama ben de bekliyordum’’ dedi. 

Kardeşim Rafet ağlaya ağlaya çıktı. Babamın gözlerinden yaş süzüldü. Akşam sofrada hiç birimiz konuşamıyoruz, sadece kardeşimin hıçkırıklara boğulmuş içli içli ağlayan sesi geliyor !…

Ben sabah okula gittim, geldiğimde kardeşim bana,’’ Ayyyyy, ne güzel yakışmış, bir kere giyebilir miyim ?’’ dedi…

‘’Olmaz ulan, toz edersin !.. ‘’ dedim. 

İkinci gün yalvardı vermedim, üçüncü gün de yalvardı yine vermedim… 

Dördüncü gün bana şöyle dedi, ‘’Yav sana çok güzel yakışıyor, ayağında çok güzel duruyor, belki bana da yakışır…’’ 

Vermiyeceğim ya;

 ‘’Uzun gelir’’ dedim. 

‘’ Ucunu kıvırırım ’’ dedi.

‘’ Toz edersin’’ dedim.

‘’Kilimin üstünde giyerim, aynanın karşısında bir kere bakayım 5 dakika ’’ dedi.

Böyle yaptım,’’Len sen ne manyaksın üffff !… Yarın okuldan geleceğim 5 dakika giy çıkar, toz etme kafanı kırarım senin !..’’ dedim…

 

O akşam yatağa uzandık yan yana yine 4 kardeş, beni şöyle dürttü;

 ‘’ Şişşş, caymadın dimi ?’’ dedi.

‘’Caymadım’’ dedim..

‘’Yav ben uyuyamıyorum, ben yarın pantolon giyeceğim’’ dedi…

 

Sabah okula giderken o da kalktı ve ‘’Bu gün erken gel emi, ben seni kapının burasında bekliyorum ? ‘’dedi…

Okula giderken döndüm baktım, orda duruyor… 

Okula gittim, üçüncü derste sınıfın kapısı açıldı, içeriye müdür geldi, öğretmenin kulağına bir şey söyledi, öğretmenin rengi attı ve ’’Alişan, oğlum eve gider misin? Baban sen bekliyor’’ dedi..

Düşündüm ki bu manyak babamı ayarttı pantolonu giymek için beni taaa okuldan çağırttırıyor…

Okuldan çıktım, ben ne bileyim, baktım köylülerde bize doğru, bizim eve doğru gidiyorlar…

 

Bilemiyorsun, çocukluk işte, 9 yaşındaydım o zaman, bizim sokağın başına geldim. kardeşim beni kapının önünde  bekliyecekti ya…

 Yoktu!..

Bütün köylüler bizim avluda, anam kendini yerlere atıyor, ‘’Yavrumu verin bana, Rafet’i verin bana, yaralı kuzumu verin bana !..’’ diye..

 

Yaşlı bir amca, yeni aldığı traktörle bizim kapının önünden geçerken, kardeşimi görmüyor, kardeşim traktörün altında kaldı ve öldü o gün !…

Ben, kardeşime pantolon giydireceğim gün, kardeşim öldü!..

 

Babam, hani sevgiyi alamadığı için, bize vermeyi bilemedi. seviyordu, gösteremiyordu. 

Bizi kucaklayamadı, bağrına basamadı. Ayıp karşılanıyordu…

Cenaze yıkandı, kefene koyarlarken babam, ilk defa, ‘’Ben alacağım’’ dedi…

Kardeşimi aldı, feryadını hiç unutmuyorum, ‘’ Rafeeett, ben seni mezara değil, pazara götürüp pantolon alacaktım oğlum. Kalk, seninle pazara gidelim oğlum’’ dedi. 

… Ve, ağlaya ağlaya gittik.

Ben şimdi düşünüyorum, babam, keşke kardeşim sağ iken söyleseydi. 

Bizim, o sevgiyi duymak için çok beklediğimiz ama duymadığımız bir ortamda babam, kardeşimin duymayacağı bir zamanda bağırarak feryad ediyordu !..

 

 

Alişan Kapaklıkaya, konuşmasının bu bölümünde önemli bir noktaya değinerek konuşmasını şöyle sürdürüyor;

Bizde bulamadığı neyi cep telefonunda arıyor çocuklarımız? 

Huzuru arıyor….

Niye başka arayışlara giriyor ? 

Çocuklarımızı, köşe başlarında kötü yollara düşürmek için bekleyen insanlar, niye ana babaların bazılarından daha fazla güler yüzlü davranıyorlar ?

Ben ailemi seviyorum, ailemi çocuklarımı seviyorum. Normalde her yıl konferanslara giderim, bu yıl gitmiyorum, benim büyük kızım kanser hastası, tedavi görüyor ve ben evladımın yanındayım. Sağken gözlerinin içine bakıp sevdiğimi söylüyorum…

 

Alişan hoca, alamadığı ve hep kendisinden saklanan sevginin değerini çok iyi biliyor ve bu nedenle sevdiğini saklamayarak hep açığa vurduğunu söylüyor. 

Birde bize bakın, neredeyse nefretle yoğrulmuşuz !… Spor karşılaşmalarında rakipten nefret ediyor, siyasi rekabette neredeyse birbirimizin gırtlağına çöküyoruz ! Birbirini hiç tanımayan, hayatı boyunca belki de hiç karşılaşmadığı sosyal medyadaki birine, sırf farklı düşündüğü için namlunun ucunu gösterenler var !

Sevgiyi değil, nefretimizi insanların yüzüne vuruyoruz !..

Keşke hepimiz, Alişan Kapaklıkaya gibi düşünebilsek, keşke nefretimizi içimize atıp, sevgimizi dışa vurabilsek..

 

SEVGİLERİMLE.

 


İzlenme: 482
htmlPaginator

YORUM EKLE

Yorum Başlığı

Yorum

Misafir olarak yorum yapıyorsunuz. Üye Girişi yapın veya Kayıt olun.

YORUMLAR

  • Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk yorum yapan siz olun.

YAZARA AİT DİĞER YAZILAR