Boş bulunmak

Cengiz BAYSU

Cengiz BAYSU

E-Posta : cengizbaysu1955@yahoo.com.tr

     16’ncı yüzyıl Osmanlı kültüründen gelip dilimizde de geçerliliğini koruyan “tepeleme” sözcüğü, tarihin derinliklerinde “âsi beyler”in hizaya getirilmesi ve fesat yuvalarının dağıtılması şeklinde karşımıza çıkmaktadır. Bu yöntem günümüzde devletlerin devletlere veya siyasi ve askeri ittifakların hedef ülkelere uyguladıkları “giz”ler manzumesidir.

    İstihbarat örgütleri, ekonomik ve psikolojik alanda yaptıkları çalışmalarla kitleleri içten kaynatma yöntemiyle harekete geçirir. Bu iş uzar veya dikiş tutmazsa terör maşasını kullanarak çeşitli bahanelerle bir gecede paldır küldür o ülkeye girerler.     

    Terörün acımasız ve uluslararası boyutlarıyla en geniş şekilde kendisini gösterdiği 11 Eylül’ü Milât sayarsak o günden bu güne tüm ülkelerin istihbarat örgütleri bilgi temini için daha fazla ödenek ayırmışlar ve daha geniş çaplı faaliyetlere yönelmişlerdir. Küresel patronlar, terör örgütlerinin arkasında durduğuna inandıkları veya başka ülkedeki terör örgütüne cesaret ve destek verdikleri bazı devletlere gözlerini dikerler ve “tepeleme harekâtı” için fırsat kollarlar.    

    İstihbarat örgütleri, komşu ülke, kıta içi, okyanus ötesi, dindaş veya aynı paktın üyesi demeden bilgi elde etmeye çalışırlar. Ülkesinin zarara uğratıldığı, BM kararlarına uyulmadığı veya kendi devlet adamlarının küçük düşürüldüğü olayları defterine not eden bir istihbarat örgütü, o ülkeyi hedef ülke olarak belirler. Hedef ülke üzerinde çalışmalar başlatılır. Bu faaliyetler aylarca sürer, dinlemeler yapılır, bilgi kirliliği yaratılır. Etnik ve dini gruplar yavaş yavaş kaynatılır. Afganistan ve Pakistan’da meydana gelen çatışmalar, Balkanlarda oluşan depremler, Kuzey Afrika baharları ve Suriye’deki direnişler canlı örneklerdir.

    Haber alma örgütlerinin amaçlarını;

- Öncelikle kendi ülkelerinin çıkarlarını gözetmek, diğer ülkeleri kendi çıkarları doğrultusunda peşine takmak,

-    Kendi aleyhindeki faaliyetleri ortaya çıkartmak,

-  Evrensel dense de aslında küresel patronların belirledikleri kurallara ters düşen ülkelerin hükümetlerini zayıflatmak ve müdahale için zemin hazırlamak şeklinde sıralayabiliriz.

    ABD’nin, Türkiye’nin de içinde bulunduğu Avrupa’daki büyükelçilikleri dinlediğine dair haberleri Alman der Spiegel dergisi ortaya koyunca Alman toplumu adeta şok yaşadı. Avrupa’nın diğer ülkelerinin, Rusya Federasyonu’nun ve Japonya’nın olay karşısındaki tepkilerine girmek istemiyorum. Başkan Obama’nın bu olayı “Her ülkenin yaptığı sıradan bir olay” şeklinde izah etmesi tuhaftır.

    Bundan sonra ne olabilir. Hiçbir şey olmaz! ABD ile AB arasında birtakım müzakere ve sözleşmeler askıya alınabilir, yumuşama süreci uzayabilir. İmam da bildiği duayı okumaya devam eder.

    Mesele sadece ABD istihbaratının dinlemesi değil Rus istihbaratının da dünyayı dinliyor olmasıdır. Ülkemizin kuzeyden, Kafkaslardan ve güneyde Suriye’deki Rus üslerinden dinlenmediğini söyleyebilir miyiz? Bugün Batı dünyasının gayrimemnun ajanları kendi ülkelerinin ipliğini pazara çıkarabiliyorsa yarın Rus ajanlarının da Türkiye’ye ait dinlemeleri açığa çıkarmayacağını kim garanti edebilir.

    Peki ne olur konuşmalar açığa çıkarsa? Bireyden başlarsak, kasetlere kaydedilen dinlemelerin milletvekillerinin başına neler getirdiğini hepimiz gördük… Devletler bunu şantaj aracı veya pazarlık konusu olarak kullanırlar. Küçücük bir “Gezi Parkı” olayı bile ekonomide birtakım dengesizlikler yaratabiliyorsa gerisini siz düşünün… Binlerce kez büyütmeli veya yaklaştırmalı uydu görüntüleri, tek kişinin net bir şekilde eşgalini ortaya çıkarıyor. El âlem bunları uzay araçları vasıtasıyla elde ediyor, biz de hâlâ o görüntüleri dışarıya servis edenleri arıyor, peşlerine düşüyoruz.

    Siyaset adamlarımız bazen boş bulunup kamuoyu önünde kontrolsüz sözler söyleyebiliyorlar. Kastettikleri kişi, grup veya devlet idarecilerinin tepkileri üzerine “sözlerinin yanlış anlaşıldığını veya falanca kurumlar tarafından çarpıtıldığını” söylemek suretiyle de düzeltme yoluna gidiyorlar. Kamuoyu önünde nahoş bazı sözler söylenebiliyorsa, bire bir veya kendi aralarındaki özel görüşmelerde daha da şık olmayan sözler söylenebiliyordur.

   Saddam’ın, Kaddafi’nin, Mübarek’in, Esad’ın boş bulunup söylediği sözlerini hatta üfürmelerini hatırlayalım. Buna Mursî’yi de ekleyebiliriz. Din temasını ön planda tutması, Batılıların işine gelmemişti. Başta ABD olmak üzere Avrupa ülkelerinden nezaketen de olsa askeri yönetimi doğrudan kınayan birisi çıkmadı. Son tepeleme olarak bunu da gördük. Gırtlağın dokuz bölüm olduğu, her sözün tartılarak sarf edilmesi gerektiği bir kez daha doğrulanmış olmuyor mu?

 

 

 

 


İzlenme: 883
htmlPaginator

YORUM EKLE

Yorum Başlığı

Yorum

Misafir olarak yorum yapıyorsunuz. Üye Girişi yapın veya Kayıt olun.

YORUMLAR

  • Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk yorum yapan siz olun.

YAZARA AİT DİĞER YAZILAR

YAZARLAR

KOCAELİ - HAVA DURUMU

KOCAELI

ÇOK OKUNANLAR

FOTO GALERİ

VİDEO GALERİ