hakan höbek

Yaz yangınları

Cengiz BAYSU

Cengiz BAYSU

E-Posta : cengizbaysu1955@yahoo.com.tr


    Her yaz mevsiminde klasik hale gelen yangınlara önlem almakta yetersiz kaldığımız gibi bu yaz da inat ettik ve ormanlarımızın yanmasını seyrettik. Piknikçiler ağaç dibinde tütsüleme yaparak ağaçları kurutur. Köylü ısınmak, devlet yol geçirmek için ağaç keser. Mafia arazi elde etmek için orman yakar, belediyeler park yerini değiştirmek için ağaç söker. Ağaçlara sahip çıkmaya çalışan dayak yer. Basına yansıdığı şekliyle Beykoz’da aynı gün dört ayrı noktada peş peşe yangın çıkar.

    Hikâye önce yangının çıkmasıyla başlar, rüzgârın etkisiyle hızla yayılır. Yanan yerin yüzölçümü genişledikçe çevre il ve ilçelerden itfaiye araçlarının gelmesi beklenir. 50 yıllık ağaçlar bir çırpıda kül olur gider. O yangını söndürmek için çırpınan insanları görürüz ekranlarda. Arkasından kararmış ağaç iskeletlerini, kömürleşmiş hayvan fosillerini ya da can çekişen hayvanları…

Raporlar;

    En iyi bildiğimiz ve önem verdiğimiz şey, “turistik bölgelerimizde şu kadar hektarlık alanın kül olduğu, şu kadar ağacın yandığı” şeklinde raporları yayımlamaktır. Ekranlarda biraz mahcup edayla dile getiririz bu açıklamaları.

    Sonra soruşturmaya, faillerin belirlenmesine gelir sıra.  “Deveyi gördün mü?” sorusuna verilen  “izini bile görmedim” yanıtı, yurttaşlık bilincini yansıttığından failler bulunamaz. Ya da arkasında kimlerin yönlendirdiği hiçbir zaman bilinemeyecek bir gariban yakalanır. Biraz “Allah’tan da korkmadın mı, tuh sana!” filân der, sonra unuturuz. O kişi de zaten salınmış olur.  

    Bu kez akciğerleri kansere düçar olmuş bir ülkenin ne kadar yaşayacağı, kuraklığın hangi yıllarda ülkemizi vuracağı, ne boyutta ve nasıl bir felâketler zinciriyle karşılaşacağımız konularıyla uğraşmaya başlarız. Hani bize okulda öğretmişlerdi ya; “damlaya damlaya göl olur” diye… İşte felâketler de damlaya damlaya başlar, böyle çoğalır.

Çözüm önerileri;

    Oysa bu bölgelerde çok sayıda beton havuzlar, motopomp istasyonları yaptırılmak suretiyle bir önlem alınabilir, İstanbul’daki yüksek bayrak direkleri gibi direkler üzerine elektronik gözler monte edilebilirdi. Övünerek uzaya gönderdiğimiz Göktürk II uydusundan bu yönde yarar sağlamak da mümkündür. Yangının çıkış yeri ve şekli görüntü analiz merkezinde çözülebilir.

    Etna Yanardağı’nın ani ve acımasız etkisine maruz kalan İtalya’da kızgın lavların bile yaratacağı yangının etkisi kırılabiliyor, bizim nakliye hizmetinde kullandığımız uçaklar İspanya’da yangın söndürme uçağına dönüştürülerek ani müdahale imkânı elde edilebiliyor. Türkiye bu konuda daha pratik, daha etkili davranabilir.     

    Bu sütunlarda belki dört beş kez yazdım. Her yangında ekranlarda iki üç tane yangın söndürme uçağı görürüz. Neden çevre ülkelerle irtibata geçerek yangın bitene kadar 10 tane hatta daha fazla söndürme uçağı kiralamayız? Akıl edemeyiz, üst makamlardan bekleriz veya uğraşmak istemeyiz. Gelibolu Yarımadası’nın bilmem kaçta kaçının yanmasını sağlarız.

   Yanan bitki ve ağaçların sesi, dilsiz hayvancıkların dili olması gereken idarecilerden hiç birinin yetkisi yok mudur dış ülkelerle bağlantı kurup yangın söndürme uçağı kiralamaya? Tabii aynı şekilde bizden de onlara yardım sağlayacak bir sözleşme yapmaya.

İlgili birimler ve kurullar;

    Tabiat ve Kültür Varlıkları Koruma Kurulları eski eserleri veya kültür varlıklarını gayet titiz şekilde korumakta, aslına mutabık olmayan yapıya bir çivi bile çaktırmamaktadır. Aksi durumda bu üyeler kâğıt gibi bir yerlere savrulurlar. Peki, tabiat varlıklarının yok olmaması için ne gibi önlemler alınmaktadır? Ağacın, kaplumbağanın, çiçeğin, arının hakkını kim savunacak, bu dilsiz yaratıkların avukatlığını kim yapacaktır?

    İlgili personelin yangın takip ve söndürme konusunda aldıkları eğitimi ve seviyelerini burada ölçecek değiliz ama bir önceki yıla göre kendi fikirlerini ve görüşlerini kattıkları, yönlendirici ve öneri getirici çabaları olması gerektiği konusunda sanırım hepimiz hemfikirizdir. Bazı dirayetsiz yöneticiler ve göbeğinin etrafında flaplar oluşturan zihniyet, bunu beyninin etrafında da geliştirmiştir (!).

    Devlet için imkânsızlık söz konusu olamaz. Devletin her kademesinde görev yapanlar alternatif plan ve eylemler üretecek yapıda olmalıdır. Hani performans değerlendirme sistemine geçilecek, devlet sektöründe çalışan memurlar etkinlik ve başarılarına göre değerlendirilecekti? Şimdi görevde bulunan kadroları incelemeye kalksak yangın çıkan bölgelerdeki ilgili başkan, daire amiri, müdür ve memurların yıllarca hep aynı kişiler olduğunu görürüz. Yangınlar hiç mi bir görev değişikliği gerektirmez?

Sonuç;

    Sırada canını dişine takarak bir ağacı kurtarmak uğruna hayatını hiçe sayan itfaiyeci, köylü, asker ve vatandaşlar vardır. Yangın söndürme faaliyeti bittikten sonra bu kişiler tespit edilip ilgili valiliklerce onore edilmez, yazılı belgelerle örnek insan olarak seçilmez, hatta taltif edilmez.

     Görevini hakkaniyetle yapan dürüst yöneticileri tebrik etmekse bizim görevimiz. Öngörüsüzlükten veya umursamazlıktan doğan hatalı davranışları kimse kapatmaya kalkışmasın lütfen. Sonuç ortada…

                                   


İzlenme: 783
htmlPaginator

YORUM EKLE

Yorum Başlığı

Yorum

Misafir olarak yorum yapıyorsunuz. Üye Girişi yapın veya Kayıt olun.

YORUMLAR

  • Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk yorum yapan siz olun.

YAZARA AİT DİĞER YAZILAR

YAZARLAR

KOCAELİ - HAVA DURUMU

KOCAELI

ÇOK OKUNANLAR

FOTO GALERİ

VİDEO GALERİ