hakan höbek

Keçeci mengenesi*

Cengiz BAYSU

Cengiz BAYSU

E-Posta : cengizbaysu1955@yahoo.com.tr


    Türk insanının kötü özelliklerinden birisi meseleyi diyalog yoluyla halledememesidir. Günlük hayata baktığımızda da bunu çok net görebiliyoruz. İhtilâflı bir meseleyi birbirleriyle hiç görüşmeyen insanlar hemen silaha sarılıyor, öldürmeye yanaşıyorlar. Hastanede doktora, evinde eşine, okulda öğretmene… Şirketlerde, kurumlarda ve hatta devlet yapısında da aynı zafiyet görülmektedir.

Rusya’nın teklifi

    ABD Dışişleri Bakanı’nın Suriye’nin elindeki kimyasal silahları BM’ye teslim etme önerisi, Rusya Dışişleri Bakanı tarafından Suriye rejimine iletildi. Esad yönetimi de mal bulmuş mağribi gibi teklifin üzerine atladı. Peki, bundan sonra neler olabilir?

    Tıpkı Irak yönetiminin yaptığı gibi “teslim ediyoruz, edeceğiz” oyalamalarıyla süreç uzatılacaktır. Akdeniz’de gemilerin hareketlendiği, Türkiye sınırında intikallerin yoğunlaştığı, bağırtı çağırtıların arttığı dönemlerde Suriye alttan alacak, savaşa karşı olduğunu belirterek çocukların acıklı görüntülerini yayımlayacaktır.

ABD’nin tutumu

    ABD gibi güçlü ve zengin bir ülke bile birtakım hesaplar, görüşme ve danışmalar yapar ve ulusal çıkarlarını gözetirken hatta Almanya savaş istemediğini açıkça belirtirken biz “savaşı tercih eden taraf” durumuna düşüyoruz.

    Gözü kara olan bu egemen güçler, kendi menfaatleri için bilmem kaç kilotonluk bombayı bir çırpıda gökyüzünden gönderiverir. İnsan haklarının zedelendiği ve o ülkeye demokrasi getirileceği iddiasını diline dolayanların, şu kadar kişinin ölme ihtimali var gibi bir düşünceleri olamaz.

Türkiye’nin durumu

    Türkiye, kuzeyinden nükleer başlıklı balistik füzelerle nükleer (N), doğusundan ve güneyinden uzun menzilli füzelerle tehdit altındadır. Önceki yıllarda böceklerle, kenelerle, tavuk gripleriyle uğraştık. Belki de bir biyolojik (B) savaşın içine çekilmek istendik. 1990’lı yıllardan itibaren güney komşularının kendi halklarına karşı kullandıkları kimyasal (C) silah saldırılarına tanıklık etmiş olan Türkiye, ağır maliyetli tedbirler almak zorunda kalmıştır.

    Suriyeli sığınmacılara ödenen paranın hesabı hiç açıklanmamıştır. Ülkemizde üretilen ve sadece atılacak olan cepaneyle milyonlarca dolar ödeyerek dışarıdan aldığımız benzin yine zamlarla karşılanacaktır. Motorlu ve zırhlı araçlarda meydana gelen kaza ve hasarlar, sıcak havada cepanenin yaratacağı riskler ve savaşın çıkmaması halinde cepanenin tekrar depolara taşınması kim veya ne için? Olsa olsa TSK için bir arazi tatbikatına çıkış olarak düşünülebilir. Bu kadar masraf, daha yeni düzelmiş ekonomimiz için ne kadar doğru?

Hesap sorulacak mı?

    Zehirli gazların teslim edileceğini varsayalım: Bu gazı üretip Suriye’ye satarak milyonlarca doları halkının refahı için harcayan ülkeler sorgulanacak mıdır? Onlara uygulanacak bir yaptırım şekli belirlenmiş midir? Bu gazlar nasıl imha edilecektir? 

    Belki de basit kimyasal işlemlerle yoğunluğu düşürülerek ya da dönüşüme tabi tutularak daha az zarar verici hale getirildikten sonra yine satışa sunulacaktır (Örneğin; biber gazı için hammadde oluşturulabilir). BM, kimyasal silahların üretimi, denetimi ve uygulanacak yaptırımlar konusunda yetersiz kalmıştır. Üretimin önlenmesi için etkin olabilecek midir?

    Günümüzde dünya ordularının çoğu, bu nevi gazlara ve bu gazların panzehiri olan malzemelere (gaz maskeleri, dekontaminasyon tesisleri ve aygıtlar, elbiseler vb) sahiptir. Üretici firmalar Batı kaynaklıdır. Bu şirketlerin de kapatılması gerekir. Hemen karşımıza ‘o kadar insan nereden ekmek yiyecek’ şeklinde bir ekonomik tablo çıkarılacaktır. Ayrıca kimyasal silahların Suriye’den taşınması, imha edilmesi, çözündürme veya dönüştürülmesi için gerekli masrafları kim karşılayacaktır?

Sonuçta ne olacak?

   “Eski tas eski hamam” şeklindeki uygulama devam edecektir. Kendi kamuoyunu ikna edemeyen, kendi parlamentosundan karar çıkaramayan ülkeler kenara çekilir, bizim de sesimiz soluğumuz kesilir. Şimdiye kadar Irak’ta olan bitene duyarsız kaldık, Libya’ya müdahaleye karşı çıkıp sonra saldırganların safında yer aldık. Mısır için kem küm ettik, Suriye’ye karşı Haçlılarla işbirliği yapmaya kalkıştık, savaşı isteyen taraf durumuna düştük.

    Doğru ve eğri kolu bir ve aynı olan “keçeci mengenesi” işlevini devam ettirmek istese de bize düşen diplomasinin ve diyalogun sınırlarını geniş tutmak, sonuna ve en ince ayrıntısına kadar bu yöntemi kullanmayı sürdürmektir. Davul sesleriyle uğurladığımız gençlerimizi düne kadar tabutlarla karşılamıştık. Makûs talihimiz bir daha tekerrür etmese?



* Keçe: Yapağı veya keçi kılının dokunmadan yalnızca dövülmesiyle elde edilen kaba kumaş, döşemelik veya halı benzeri şeyler…  Mengene: Birtakım işlemlere tabi tutulacak nesneleri sıkıştırma aleti. Keçe yapılacak yün ve kırpıklar hasıra serildikten sonra dürülür ve incelmesi için ayaklarla dövülürmüş. Tamamen insan emeğine dayanan bu işlem mengenede yapılmaya başlanmış. Basit bir kolla çevrilen düzenek (kol), alttaki silindiri çevirerek hasırın incelmesini sağlar hale getirilmiş. Keçecinin mengenesi denilen aparatta aynı kol aynı istikamette çevrilmek suretiyle “ezme işlevi”ni yerine getirirmiş... 


İzlenme: 884
htmlPaginator

YORUM EKLE

Yorum Başlığı

Yorum

Misafir olarak yorum yapıyorsunuz. Üye Girişi yapın veya Kayıt olun.

YORUMLAR

  • Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk yorum yapan siz olun.

YAZARA AİT DİĞER YAZILAR

YAZARLAR

KOCAELİ - HAVA DURUMU

KOCAELI

ÇOK OKUNANLAR

FOTO GALERİ

VİDEO GALERİ